no blog entry
no blog entry
no blog entry
gençler ve daima genç kalacaklar.
ergen misiniz lan?
27 Kasım 2010 Cumartesi
24 Kasım 2010 Çarşamba
gençler ve daima genç kalacaklar
dün bi kaç ibo şarkısı dinledim. yalnızım, yorgunum, bir kulunu çok sevdim falan. bilinenlerden yani. o kadar güzel ki lan.
çok güzel hakkaten.
--
migros ve onun cola kampanyası. ev için alışveriş yapıldı. kampanyada da 6lı kutu cola veriliyo. sözde bırakmıştım amına koyim. dur buzdolabından aliym bi tane.
--
apayrı bi konuya girizgah yapiym hemmen.
bi konuda iki kişinin arasında bi dargınlık varsa ve taraflardan birinin diğer kişiyi affetmesi gerekiyosa, onu affetmek istediği için affetmemeli. çok yanlış bi davranış. çünkü içindeki kırgınlık sona ermemiş oluyo fasa fiso. demem o ki, sonra bu bitmeyen kırgınlık -bir küslük durumu olmasa dahi- bir şekilde ilişkilerine yansıyo ve saçma bi durum oluşuyo.
burdan tüm ergenlere seslenmek istiyorum.
gece uzun olacak
çok güzel hakkaten.
--
migros ve onun cola kampanyası. ev için alışveriş yapıldı. kampanyada da 6lı kutu cola veriliyo. sözde bırakmıştım amına koyim. dur buzdolabından aliym bi tane.
--
apayrı bi konuya girizgah yapiym hemmen.
bi konuda iki kişinin arasında bi dargınlık varsa ve taraflardan birinin diğer kişiyi affetmesi gerekiyosa, onu affetmek istediği için affetmemeli. çok yanlış bi davranış. çünkü içindeki kırgınlık sona ermemiş oluyo fasa fiso. demem o ki, sonra bu bitmeyen kırgınlık -bir küslük durumu olmasa dahi- bir şekilde ilişkilerine yansıyo ve saçma bi durum oluşuyo.
burdan tüm ergenlere seslenmek istiyorum.
gece uzun olacak
22 Kasım 2010 Pazartesi
rüya
göremiyorum. bi süredir. görürsem de aklımda hiçbi şey kalmıyo rüyalarıma dair. anca bi tat kalıyo, o da çok soluk.
uzun uzun rüya görmeyi özledim.
--
bu arada tüm dünyaya itiraf etmek istediğim bişi var.
şimdi benim bi hikayem var tamam mı. ilkokul zamanı serviste giderkene dışarda gördüğüm her yazıyı okumamla ilgili. benim bu hikayede anlattığıma göre sonunda midem çok bulanıyodu ve kusuyodum. ama aslında YALAN SÖYLEDİM. neden bilmiyorum. bu hikayeyi anlattığım insanlardan çok özür diliyorum. aslında sadece midem bulanıyodu. kusmuyodum sonunda. ama nedense bi kere öyle anlatınca herkese öyle bahsettim o hatıramdan.
çok pişmanım. beni affedebilecek misiniz?
uzun uzun rüya görmeyi özledim.
--
bu arada tüm dünyaya itiraf etmek istediğim bişi var.
şimdi benim bi hikayem var tamam mı. ilkokul zamanı serviste giderkene dışarda gördüğüm her yazıyı okumamla ilgili. benim bu hikayede anlattığıma göre sonunda midem çok bulanıyodu ve kusuyodum. ama aslında YALAN SÖYLEDİM. neden bilmiyorum. bu hikayeyi anlattığım insanlardan çok özür diliyorum. aslında sadece midem bulanıyodu. kusmuyodum sonunda. ama nedense bi kere öyle anlatınca herkese öyle bahsettim o hatıramdan.
çok pişmanım. beni affedebilecek misiniz?
klavyemin çalışmayan tuşu
PrtScn'dir. her neyse. konu bu değil
--
http://www.isketch.net/ diye bi site vardı. pictionary adlı oyunun sanal olanı. pictionary de tabunun çizimlisi. daha da anlatamicam.
onla bu sene için de bi ara tanışmıştım. farklı dillerde odaları var(türkçe dahil). çok eğlenceli de bi ortam. ama bi noktadan sonra kazanma hırsı kendi komiklik yapma isteğine bırakıyo.
-sanal ortamda küfürleşmeler-
işte sıra bana geldiğinde, penis olsun, çıplak erkek/kadın vücutları olsun, nüdizmin amına koyuyodum.
vaktiyle ki bi penis çizmiştim. üstüne de ona yaklaşan açık bi ağız. diğer oyunculardan bazıları hala kelimeyi tahmin etmeye çalışıyordu.
seks?
pipi?
penis?
oral seks?
evet, bildiniz.
EDİT: HALA BANLIYIM GİREMİYORUM LAN SİTEYE
--
http://www.isketch.net/ diye bi site vardı. pictionary adlı oyunun sanal olanı. pictionary de tabunun çizimlisi. daha da anlatamicam.
onla bu sene için de bi ara tanışmıştım. farklı dillerde odaları var(türkçe dahil). çok eğlenceli de bi ortam. ama bi noktadan sonra kazanma hırsı kendi komiklik yapma isteğine bırakıyo.
-sanal ortamda küfürleşmeler-
işte sıra bana geldiğinde, penis olsun, çıplak erkek/kadın vücutları olsun, nüdizmin amına koyuyodum.
vaktiyle ki bi penis çizmiştim. üstüne de ona yaklaşan açık bi ağız. diğer oyunculardan bazıları hala kelimeyi tahmin etmeye çalışıyordu.
seks?
pipi?
penis?
oral seks?
evet, bildiniz.
EDİT: HALA BANLIYIM GİREMİYORUM LAN SİTEYE
düşlerinde büyürüm büyürüüm
fındık ve benzeri kuruyemişler muhabbet ve çok ses olmayan bi ortamda tüketilince, ağızdan çıkan sesler çok rahatsız ediyo beni. televizyon izlerken, ev ahalisiyle limoni olma sebebi hatta.
ama olay aslında çocukluğumda yatıyo.
şaka lan.
asıl olay şu ki, böyle bi durumda insan sıkılmış oluyo ve sataşacak yer arıyo. sonra en küçük garç gurç rahatsız ediyo tabii.
bunun sebebi de, en büyük hobimin sıkılmak olması.
--
burcu güneş'ten gelsin. denize bıraktım sahilden. vakit yaz. hava sıcak. adapazarından istanbula giden otobüsteyim. yandaki arkadaş tamamen uyuyor. ben de yarı uyku, yarı mal halde koltukta tünüyorum. birden radyoda bi şarkı peydah oldu. güzel başladı. akustik gitar falan. sonra bi baktım, arkana bak da düşün yeniden'miş. o gün bugündür, burcu güneşin benim için yeri ayrı. güzel şarkı vesselam.
hele bi dinliym
--
bi de rosey'nin love'ından sonra, benim için crush gelir! onu da jennifer paige söylüyo. love kadar olmasa da, o da harika bi şarkı.
90lar pop 4€\/@
ama olay aslında çocukluğumda yatıyo.
şaka lan.
asıl olay şu ki, böyle bi durumda insan sıkılmış oluyo ve sataşacak yer arıyo. sonra en küçük garç gurç rahatsız ediyo tabii.
bunun sebebi de, en büyük hobimin sıkılmak olması.
--
burcu güneş'ten gelsin. denize bıraktım sahilden. vakit yaz. hava sıcak. adapazarından istanbula giden otobüsteyim. yandaki arkadaş tamamen uyuyor. ben de yarı uyku, yarı mal halde koltukta tünüyorum. birden radyoda bi şarkı peydah oldu. güzel başladı. akustik gitar falan. sonra bi baktım, arkana bak da düşün yeniden'miş. o gün bugündür, burcu güneşin benim için yeri ayrı. güzel şarkı vesselam.
hele bi dinliym
--
bi de rosey'nin love'ından sonra, benim için crush gelir! onu da jennifer paige söylüyo. love kadar olmasa da, o da harika bi şarkı.
90lar pop 4€\/@
öykümsü
sıcak bir güne soğuk bir kadınla uyandı. içerden ses viyakladı: "bebaaaaaaağğ, para ver okula geç kalcam." çocuğa para mı dayanır. hele bir de har vurup harman savuruyorsa. gerçi onun da suçu değil ya. her neyse. soğuk suyla yıkandı, soğuk bakışlarla evden uğurlandı. cinsel aktiviteleri, üreme için kısıtlanmıştı. akşama kadar ev pırıl pırıl olmazsa evdeki agresif hava, yine bir cinsellikle sonuçlanmayacaktı. gözü kör olasıca amerikan filmlerinde böyle olmuyordu oysa.
atölyede ingiliz anahtarı yoktu. ne yapsın marangoz ingiliz anahtarını. ama televizyonda izlediği amerikan filmlerinde çok duymuştu bu adı. ve illa ki günün birinde alacaktı ondan bir tane. hiç kullanmayacak, evde odasının duvarına asacaktı. hayallerini gerçekleştirmemek üzere geride bırakıp, işe koyuldu. tahtaların dilleri yoktur. tıpkı iş arkadaşları gibi. ortak hayatlarından ne çıkıyor ki, üstüne konuşsunlar. aylardır aynı güne uyanan gözlerle birbirlerini selamlıyor, sonra da birbirlerine güle güle diyorlar.
dönüş. dönmez olaydı. saat 10. akşam yemeğine her zamanki gibi yetişemedi. ev ahalisini televizyonun karşısında buldu. oğlum senin dersin yok mu sorusuna bir ters cevap aldı. sonra ben yorgunum yemeden yatıcam dedi, gitti yattı.
ertesi sabah kendini hiç görmediği bir yerde buldu. rüya gördüğünü düşündü. çok sevdiği amerikan filmlerinden esinlenip kendini cimcikledi. bu bir rüya değildi. yatağından kalktı. tanımadığı evin koridorunu takip ederek salonu buldu. salonla bitişik mutfakta ocağın başında bir kadın gördü.
-günaydın kocacım, çok sevdiğin pankeklerden yapıyorum bu sabah
-...
-otursana. üstelik akçaağaç şurubundan bile aldım.
-günaydın anne günaydın baba. projemi bitiremedim çok acelem var. tanrım kahretsin servisi kaçırıyorum.
ÇAT. kapanan kapı sesiyle bi an uyandığını düşündü. ama hala olduğu yerdeydi. oturduğu yerden kalktı, pencereye baktı. büyük, hatta kocaman bir sarı otobüs gördü.
-işte hazıır, afiyet olsun hayatım. yorgun gözüküyorsun, bugün istersen patronu ara ve işe gitme ne dersin?
en çok bu duyduğuna şaşırmıştı.
-ha?
-hem bugün yeni aldığım iç çamaşırlarını deneyebiliriz...
kadın sırıttı.
ardından
-neyin var kocacım? kendinde değil gibisin.
-kahretsin sorunumun ne olduğunu ben de çözebilmiş değilim.
içinden haykırdı: NE DİYOM LAN BEN???
birden nefesi kesildi. elleri boynuna gitti. yüzü önce kızardı. sonra morardı. çok az kalan gücüyle, panik içinde ordan oraya koşan kadına seslendi.
- çabuk! 911'i ara!
atölyede ingiliz anahtarı yoktu. ne yapsın marangoz ingiliz anahtarını. ama televizyonda izlediği amerikan filmlerinde çok duymuştu bu adı. ve illa ki günün birinde alacaktı ondan bir tane. hiç kullanmayacak, evde odasının duvarına asacaktı. hayallerini gerçekleştirmemek üzere geride bırakıp, işe koyuldu. tahtaların dilleri yoktur. tıpkı iş arkadaşları gibi. ortak hayatlarından ne çıkıyor ki, üstüne konuşsunlar. aylardır aynı güne uyanan gözlerle birbirlerini selamlıyor, sonra da birbirlerine güle güle diyorlar.
dönüş. dönmez olaydı. saat 10. akşam yemeğine her zamanki gibi yetişemedi. ev ahalisini televizyonun karşısında buldu. oğlum senin dersin yok mu sorusuna bir ters cevap aldı. sonra ben yorgunum yemeden yatıcam dedi, gitti yattı.
ertesi sabah kendini hiç görmediği bir yerde buldu. rüya gördüğünü düşündü. çok sevdiği amerikan filmlerinden esinlenip kendini cimcikledi. bu bir rüya değildi. yatağından kalktı. tanımadığı evin koridorunu takip ederek salonu buldu. salonla bitişik mutfakta ocağın başında bir kadın gördü.
-günaydın kocacım, çok sevdiğin pankeklerden yapıyorum bu sabah
-...
-otursana. üstelik akçaağaç şurubundan bile aldım.
-günaydın anne günaydın baba. projemi bitiremedim çok acelem var. tanrım kahretsin servisi kaçırıyorum.
ÇAT. kapanan kapı sesiyle bi an uyandığını düşündü. ama hala olduğu yerdeydi. oturduğu yerden kalktı, pencereye baktı. büyük, hatta kocaman bir sarı otobüs gördü.
-işte hazıır, afiyet olsun hayatım. yorgun gözüküyorsun, bugün istersen patronu ara ve işe gitme ne dersin?
en çok bu duyduğuna şaşırmıştı.
-ha?
-hem bugün yeni aldığım iç çamaşırlarını deneyebiliriz...
kadın sırıttı.
ardından
-neyin var kocacım? kendinde değil gibisin.
-kahretsin sorunumun ne olduğunu ben de çözebilmiş değilim.
içinden haykırdı: NE DİYOM LAN BEN???
birden nefesi kesildi. elleri boynuna gitti. yüzü önce kızardı. sonra morardı. çok az kalan gücüyle, panik içinde ordan oraya koşan kadına seslendi.
- çabuk! 911'i ara!
not defterleri ve aramızdaki nefret
ajandalara küsmüşsün kıl oldum abi. ve daha niceleri.
her yıl bir gazdır ki, her şey yazılacak dosyalanacak not tutulacak her şey yerli yerine konacak.
her yıl bir rezalettir ki, bunlar hiç gerçekleşmez.
gün gelecek herkes dağınık ve tembel olacak.
ADD ve ben hepinizi selamlıyoruz.
her yıl bir gazdır ki, her şey yazılacak dosyalanacak not tutulacak her şey yerli yerine konacak.
her yıl bir rezalettir ki, bunlar hiç gerçekleşmez.
gün gelecek herkes dağınık ve tembel olacak.
ADD ve ben hepinizi selamlıyoruz.
hazır mısınız?
hazırsanız açıklıyorum. dünyanın en güzel şarkısı rosey'nin love adlı şarkısı.
titre oligarşi, 90lar pop geliyor
titre oligarşi, 90lar pop geliyor
lan!!
bu blog gönderim zamanı şeysini yanlış yazıyo kardeşim. saat şu an 01.32, gün de 22 kasım. hayır sorun değil hiçbi şey de, blogumu takip eden yüz milyonlarca insan saat kaça kadar ayakta kaldığımı ve ne kadar cool olduğumu görmicek ona üzülüyorum
deneme
georgia arial courier helvetica times trebuchet verdana en büyük en küçük normal B I U
bunu yapmaktan çok zevk alıyorum ha. deneme bahane, hepinizi ayakta sikiyorum töbe estafurullah o ne demekse.
--
bu blog olayı da güzelmiş hakikaten. eğlence üstüne eğlence.
eğlence demişken bugün dolmuşla beşiktaşa giderken, her zamanki gibi maçkanın aşağısındaki o lunaparkın yanından geçtik. küçükkene giderdik oraya anamla falan. of çok özlemişim. dönme dolabın dönüşünün son turuna yetişti bakışlarım. durduğunu gördüm bir iki devirden sonra. pek de insan yoktu. amerikan filmlerindeki para kazanamayan panayırlar gibiydi. ama daha samimisi, daha az holivudlusu. of lan. orası da kapanır heralde bi iki seneye. kimse gitmiyodur.
pamuk şeker olurdu. hem pembe, hem de mavi. bebek pembesi ve bebek mavisi tabii ki. mavi olana bayılırdım. tat farkları yok tabii de, daha güzel gözüküyo farklı olduğundan. sanırım yeşili de vardı. ama uyduruyo olabilirim.
o lunaparkta bi de aynalı oda vardı. içbükey dışbükey ayağına cüceye ya da deve çeviriyodu adamı. tabii o zamanlar optik bilmeyen bünye, vay anasını allahın işine bak diyodu. sonra insan bilgiler öğrenince, hep bi sihirbazın numarasını bulmaya çalışma merakı içinde, ne kadar da sıkıcı.
bunu yapmaktan çok zevk alıyorum ha. deneme bahane, hepinizi ayakta sikiyorum töbe estafurullah o ne demekse.
--
bu blog olayı da güzelmiş hakikaten. eğlence üstüne eğlence.
eğlence demişken bugün dolmuşla beşiktaşa giderken, her zamanki gibi maçkanın aşağısındaki o lunaparkın yanından geçtik. küçükkene giderdik oraya anamla falan. of çok özlemişim. dönme dolabın dönüşünün son turuna yetişti bakışlarım. durduğunu gördüm bir iki devirden sonra. pek de insan yoktu. amerikan filmlerindeki para kazanamayan panayırlar gibiydi. ama daha samimisi, daha az holivudlusu. of lan. orası da kapanır heralde bi iki seneye. kimse gitmiyodur.
pamuk şeker olurdu. hem pembe, hem de mavi. bebek pembesi ve bebek mavisi tabii ki. mavi olana bayılırdım. tat farkları yok tabii de, daha güzel gözüküyo farklı olduğundan. sanırım yeşili de vardı. ama uyduruyo olabilirim.
o lunaparkta bi de aynalı oda vardı. içbükey dışbükey ayağına cüceye ya da deve çeviriyodu adamı. tabii o zamanlar optik bilmeyen bünye, vay anasını allahın işine bak diyodu. sonra insan bilgiler öğrenince, hep bi sihirbazın numarasını bulmaya çalışma merakı içinde, ne kadar da sıkıcı.
taklitlerinden sakınınız
insan egosu garip şey.
başkalarını umursamamak, başkalarına ihtiyaç duymamak anlamına gelmez. hem o başkaları olmadan da, bi umursamama eylemi gerçekleştirelemez. insan kompleks olduğu kadar basit de. başkalarının kendisi hakkında düşüncelerini, kendi gerçekliğinden daha üstte tutuyo. ve diğerlerini önemsemiş oluyo. tam tersini yaptığında da, sadece kendi düşüncelerinin daha iyi olduğunu söylüyo(bkz: ego). yani iki türlü de diğerlerine bi muhtaçlık söz konusu.
üstünde konuşuldukça her şey nefret edilesi. kavramlar sessiz daha güzel.
--
derken aklıma bi fıkra geldi
hoca bir gün göl kıyısında oturup göle maya çalıyormuş.
ordan geçen gülşen demesin mi
ya tutarsa?
başkalarını umursamamak, başkalarına ihtiyaç duymamak anlamına gelmez. hem o başkaları olmadan da, bi umursamama eylemi gerçekleştirelemez. insan kompleks olduğu kadar basit de. başkalarının kendisi hakkında düşüncelerini, kendi gerçekliğinden daha üstte tutuyo. ve diğerlerini önemsemiş oluyo. tam tersini yaptığında da, sadece kendi düşüncelerinin daha iyi olduğunu söylüyo(bkz: ego). yani iki türlü de diğerlerine bi muhtaçlık söz konusu.
üstünde konuşuldukça her şey nefret edilesi. kavramlar sessiz daha güzel.
--
derken aklıma bi fıkra geldi
hoca bir gün göl kıyısında oturup göle maya çalıyormuş.
ordan geçen gülşen demesin mi
ya tutarsa?
21 Kasım 2010 Pazar
kuşe kağıt
aslında benim hiç superlativelerim yoktur. en iyilerimi seçmem, seçemem. ve insanların bunu kolaylıkla yapabilmesi beni gerçekten çok şaşırtıyo. "ıaaah gerçekten de dünyanın en güzel .......i/ı bu" diyemiyorum ulan.
-
babam çok çalışkan bir insan. annem de çok çalışkan insan. ebeveynlerim çok çalışkan insanlar. ablalarım ve ben değiliz.
-
türk ordusuna güvenim sonsuz. beni başına koysalar, 3-4 gün içinde yunanistan ve esasen bizim hakkımız olan adalar tekrar bizim olurdu. 85 milyon türküz zaten, isterse 100 milyon yunan gelsin, bize bir şey olmaz. tükürsek boğulurlar.
cecece gayrimüslim cecece
-
kopirayt allah. tüm duaları saklıdır
-
babam çok çalışkan bir insan. annem de çok çalışkan insan. ebeveynlerim çok çalışkan insanlar. ablalarım ve ben değiliz.
-
türk ordusuna güvenim sonsuz. beni başına koysalar, 3-4 gün içinde yunanistan ve esasen bizim hakkımız olan adalar tekrar bizim olurdu. 85 milyon türküz zaten, isterse 100 milyon yunan gelsin, bize bir şey olmaz. tükürsek boğulurlar.
cecece gayrimüslim cecece
-
kopirayt allah. tüm duaları saklıdır
şimdi spor haberleri
nev'in bu sene çıkan "bir nev-i alaturka" diye bi albümü var. çok beğendim. zaten herif çok yetenekli. (tüm bu düşüncelerimi beyan ederken {beyan etmek!!! fensi vörd} farkettiğiniz üzere bunu yapmak için belli bir kültür birikimine sahip olmak gerektiğini belirtmek isterim.
o albümde bir "kimseye etmem şikayet" söylüyor ki, kıskanıyorum sevgili blogseverler. çok güzel söylüyor, çok inceye çıkıyor. sesi KADİFE gibi. bayılıyorum.
inşallah günün birinde tüm camiilerden yükselen ezan sesleri onun ağzından çıkar.
ezanı bazı bazı çok seviyorum
o albümde bir "kimseye etmem şikayet" söylüyor ki, kıskanıyorum sevgili blogseverler. çok güzel söylüyor, çok inceye çıkıyor. sesi KADİFE gibi. bayılıyorum.
inşallah günün birinde tüm camiilerden yükselen ezan sesleri onun ağzından çıkar.
ezanı bazı bazı çok seviyorum
i rest my case, your honor
My milkshake brings all the boys to the yard
And their like
It's better than yours,
Damn right it's better than yours
DAMN RIGHT, I'TS BETTER THAN YOURS!
And their like
It's better than yours,
Damn right it's better than yours
DAMN RIGHT, I'TS BETTER THAN YOURS!
film
şu an daha yeni kalktım geldim salondan, çok çok fazla işim ve az zamanım var ama anlatmalıyım şekerim.
antony hopkins ve sarışın çocuğun başrollerini paylaştığı fracture adlı bir film izledim. ecnebi dillerden türkçemize cinayet gecesi olarak çevrilmiş. çok güzeldi. aklıma sleuth'u getirdi biraz(michael caine&jude law). izleyin siz de çok muntazamdı.
bunun dışında ne demeliyim bilmiyorum.
--
asla ve asla tüm dünyaya seslenen üslubumdan vazgeçmeyeceğim. ister 3, ister 2 izleyicim olsun. eti cin gülsün, dünya gülsün.
eti cin de hiç sevmem ha, portakal reçeli iğrenç bi şey zaten. portakalın güzel olduğu iki hal var. biri hiçbir işlemden geçmemiş kabuklu meyve hali, diğeri da portakal suyu. onun dışında yok çikolatada yok drajede yok prezervatifte falan, hoş değil bu tabii. derken konu değiştiriyoruz.
meyve falan demişken favorilerimden biri de şeftalidir. kadifemsi yüzeyine dokunamayan ve adı dahi anıldığında irite olan bi arkadaşım var. adını vermekten kendimi alıkoyuyorum. o arkadaş kadife pantolon giyecekti bir iddia sonucu, onu bekliyorum. zerrin özer'in de öyle bi geyiği vardı. kadife veya benzeri tüylü yüzeylere dokunamıyor bu iki zat-ı mıhterem. bu da nasıl bir hastalıksa.
--
evimiz kalabalık. 5 kişi. iki ablam var, ikisini de çok seviyorum. her gün ailecek dünya barışına katkıda bulunuyoruz.
antony hopkins ve sarışın çocuğun başrollerini paylaştığı fracture adlı bir film izledim. ecnebi dillerden türkçemize cinayet gecesi olarak çevrilmiş. çok güzeldi. aklıma sleuth'u getirdi biraz(michael caine&jude law). izleyin siz de çok muntazamdı.
bunun dışında ne demeliyim bilmiyorum.
--
asla ve asla tüm dünyaya seslenen üslubumdan vazgeçmeyeceğim. ister 3, ister 2 izleyicim olsun. eti cin gülsün, dünya gülsün.
eti cin de hiç sevmem ha, portakal reçeli iğrenç bi şey zaten. portakalın güzel olduğu iki hal var. biri hiçbir işlemden geçmemiş kabuklu meyve hali, diğeri da portakal suyu. onun dışında yok çikolatada yok drajede yok prezervatifte falan, hoş değil bu tabii. derken konu değiştiriyoruz.
meyve falan demişken favorilerimden biri de şeftalidir. kadifemsi yüzeyine dokunamayan ve adı dahi anıldığında irite olan bi arkadaşım var. adını vermekten kendimi alıkoyuyorum. o arkadaş kadife pantolon giyecekti bir iddia sonucu, onu bekliyorum. zerrin özer'in de öyle bi geyiği vardı. kadife veya benzeri tüylü yüzeylere dokunamıyor bu iki zat-ı mıhterem. bu da nasıl bir hastalıksa.
--
evimiz kalabalık. 5 kişi. iki ablam var, ikisini de çok seviyorum. her gün ailecek dünya barışına katkıda bulunuyoruz.
pisuvar naftalini
siz de mi lavaboya sıçanlardansınız?
şık bir akşam yemeği. kravat yetmezmiş gibi ceketin cebinden yırtık dondan fırlamışçasına bir mendil fırlıyor. elegan konuşmalar, garson eşliğinde şarap seçmeceler. ne çok yüksek ne de çok alçak sesle kahkahalar. hayat bu azizim.
derken elegan konuşmalar bir soruyla kesiliyor.
"pardon, lavabo nerde?"
şık bir akşam yemeği. kravat yetmezmiş gibi ceketin cebinden yırtık dondan fırlamışçasına bir mendil fırlıyor. elegan konuşmalar, garson eşliğinde şarap seçmeceler. ne çok yüksek ne de çok alçak sesle kahkahalar. hayat bu azizim.
derken elegan konuşmalar bir soruyla kesiliyor.
"pardon, lavabo nerde?"
ben ve diğerleri
sözlüğe reklamımı yaptıydım dün bu blogu aldığımda, ardından da benden sonra girilen entrylere baktım ki birisi daha yapmış reklamını. isim vermicem tabiiy. neyse. yazmış blogunu demiş ki, burda şiir yazıyorum ama o kadar harika yazıyorum ki ben bile inanamıyorum nasıl yazdığıma, şaşırıp kalıyorum. elbet kullandığı kelimeler bunlar değildi ama buna benzer bişiler demişti.
ben de tıkladım
çok sikko şiirler vardı, yaşasın 23 nisan'ın dertli insan versiyonu ayağına. uyuz oldum herife(erkekti, yoksa çıkarım yapıp erkek olduğunu varsaymıyorum, seksist değilim ulan!!!). düşündüm ki bazı bazı ben de şiirlerimi mi yayınlasam. sonra onlar da yayım mı olsa. bu n ve m kargaşasını önleyecek yazımızın sonuna geldik. hepinizin gıdısından makas aldım cicişler.
not: şiir yazıyorum, entellektüel seviyem çok yüksek, iyi şaraptan anlarım, evimde şömine, onun önünde de ayı postu var. bize gidelim mi?
ben de tıkladım
çok sikko şiirler vardı, yaşasın 23 nisan'ın dertli insan versiyonu ayağına. uyuz oldum herife(erkekti, yoksa çıkarım yapıp erkek olduğunu varsaymıyorum, seksist değilim ulan!!!). düşündüm ki bazı bazı ben de şiirlerimi mi yayınlasam. sonra onlar da yayım mı olsa. bu n ve m kargaşasını önleyecek yazımızın sonuna geldik. hepinizin gıdısından makas aldım cicişler.
not: şiir yazıyorum, entellektüel seviyem çok yüksek, iyi şaraptan anlarım, evimde şömine, onun önünde de ayı postu var. bize gidelim mi?
çılgın
şu dünyada iki tane nefret ettiğim şey varsa, biri ırkçılık diğeri de uykudan uyanmaktır. yemin ederim nefret ediyorum. hele uyandırılmak daha da kötü.
en kolpa uyuşturucu uyku. ne sonunu belli ediyo ne bi şey. uçuyorum derken düşüş şiddetli oluyo. narkotikçileri burdan ben uyandıriym, bağımlısı çok.
bu sebeplerdendir ki, sabahları çok sevmiyorum. hele o saat 6 suları veya 6.15 ve yahut da 6.30 sularından nefret ediyorum. sevdiğim sular, erikli, bazı bazı nestle gibi. hayat'tan kesinlikle sakının
--
zamanında mizah dergisi kemik vardı. ilk olarak lombak içinde çıkmaya başlamıştı. sonra kendi kendine müstakil bi dergi olmuştu. aşağı yukarı a5 boyutunda sempatik bişidi. hatta hepinizin mına kodumun popüler kültürüyle öğrendiği umut sarıkaya-ki kendisini çok severim- orda "dünyanın en yüzeysel adamı"nı çiziyodu. gel zaman git zaman bu kemik dergisi 80 sayfayı gördü. sonra zaman gene geçti her zamanki gibi, ve bu kemik dergisi finansal sebeplerden ötürü lombakla birlikte çıkmaya başladı yine(gözün kör olsun felek). en sonunda yine kapandı.
nerden aklıma geldi derseniz, "şevki teyze" diye bi tiplemesi vardı alpay erdem'in. allaha şükür hala sağ, ölmüş gibi bahsettim. neyse. o her macerasının sonunda "amaaaaan sabahlar olmasın" derdi de, ordan bağdaştırdım, sonra dergidir kemiktir cart curt. öyle
serbest çağrışımın kölesiyim
en kolpa uyuşturucu uyku. ne sonunu belli ediyo ne bi şey. uçuyorum derken düşüş şiddetli oluyo. narkotikçileri burdan ben uyandıriym, bağımlısı çok.
bu sebeplerdendir ki, sabahları çok sevmiyorum. hele o saat 6 suları veya 6.15 ve yahut da 6.30 sularından nefret ediyorum. sevdiğim sular, erikli, bazı bazı nestle gibi. hayat'tan kesinlikle sakının
--
zamanında mizah dergisi kemik vardı. ilk olarak lombak içinde çıkmaya başlamıştı. sonra kendi kendine müstakil bi dergi olmuştu. aşağı yukarı a5 boyutunda sempatik bişidi. hatta hepinizin mına kodumun popüler kültürüyle öğrendiği umut sarıkaya-ki kendisini çok severim- orda "dünyanın en yüzeysel adamı"nı çiziyodu. gel zaman git zaman bu kemik dergisi 80 sayfayı gördü. sonra zaman gene geçti her zamanki gibi, ve bu kemik dergisi finansal sebeplerden ötürü lombakla birlikte çıkmaya başladı yine(gözün kör olsun felek). en sonunda yine kapandı.
nerden aklıma geldi derseniz, "şevki teyze" diye bi tiplemesi vardı alpay erdem'in. allaha şükür hala sağ, ölmüş gibi bahsettim. neyse. o her macerasının sonunda "amaaaaan sabahlar olmasın" derdi de, ordan bağdaştırdım, sonra dergidir kemiktir cart curt. öyle
serbest çağrışımın kölesiyim
blogculuk
oraya buraya resim koymayı öğrenirsem çok mutlu olcam lan. bi beceremedim gitti. hayır anlamadığım kısım, ingilizce desen alası var, karizma desen bende, yakışıklıyım, marifetliyim, şu güne kadar kaç köyün doktoru falan da istedi ben vermedim, ama şunu bi beceremedim.
bererince o gima resmini koycam. profil resmi olarak gözüken şeyi. gözükmüyosa da söyliym şey o, hani eskiden gima diye bi market vardı. onun da bi aslanı vardı. resim de işte o aslan var ve de bi tane alışveriş arabası itiyo.
alışveriş ayrı mı yazılıyodu birleşik mi lan??
birleşik sanırım. neyse canım sağolsun yanlışsa da.
bu yazı yazmaca dışında acaba sitenin kendisine resim koymaktan ziyade, resim yayınlayabiliyo muyum acaba? bilemedim onu. ama olmasa da olur ya. böyle gayet eğlenceli.
hadi öptüm
bererince o gima resmini koycam. profil resmi olarak gözüken şeyi. gözükmüyosa da söyliym şey o, hani eskiden gima diye bi market vardı. onun da bi aslanı vardı. resim de işte o aslan var ve de bi tane alışveriş arabası itiyo.
alışveriş ayrı mı yazılıyodu birleşik mi lan??
birleşik sanırım. neyse canım sağolsun yanlışsa da.
bu yazı yazmaca dışında acaba sitenin kendisine resim koymaktan ziyade, resim yayınlayabiliyo muyum acaba? bilemedim onu. ama olmasa da olur ya. böyle gayet eğlenceli.
hadi öptüm
feysbuk
feysbuku çok seviyorum. özellikle taşak amacıyla kullandığımda çok eğleniyorum. sapıtıp aptal linkler vermeyi ya da küfür dolu şeyler yazmayı da seviyorum. hep güzel böyle şeyler yapınca. ama bazı prensiplerim var.
bir şeyi asla ama asla LAYK etmem. etmem kardeşim. bi keresinde protesto amaçlı, kendi walluma kendi adımı yazıp layk etmiştim. o da bi espriydi-ki bence inanılmaz komikti- ve daha ötesi de olmayacak.
her neyse. onun dışında ne diyecektim. hah şey. feysbuk türkçe olunca çok garip oluyo. hani hayır ben tabii ki de ingilizce kullanıyorum hah ne sandın beybi falan da, bi arkadaşımın arkadaşı türkçe kullanıyomuş onda gördüm.
BUNU İLK BEĞENEN SEN OL ne lan yarram. küfürlü konuşmamı maruz görün şekerim. bundan sonra burası bal dök yala olacak. bundan sonra. yarak. son. yarak. valla son. yarak. öhöm
evet feysbuk çok saçmasın yani, bence hem de ayrıca ingilizce türkçe'den çok daha üstün falan.
o değil de, başkaları hani senin profiline bakınca nasıl görüyoduk onu?
bir şeyi asla ama asla LAYK etmem. etmem kardeşim. bi keresinde protesto amaçlı, kendi walluma kendi adımı yazıp layk etmiştim. o da bi espriydi-ki bence inanılmaz komikti- ve daha ötesi de olmayacak.
her neyse. onun dışında ne diyecektim. hah şey. feysbuk türkçe olunca çok garip oluyo. hani hayır ben tabii ki de ingilizce kullanıyorum hah ne sandın beybi falan da, bi arkadaşımın arkadaşı türkçe kullanıyomuş onda gördüm.
BUNU İLK BEĞENEN SEN OL ne lan yarram. küfürlü konuşmamı maruz görün şekerim. bundan sonra burası bal dök yala olacak. bundan sonra. yarak. son. yarak. valla son. yarak. öhöm
evet feysbuk çok saçmasın yani, bence hem de ayrıca ingilizce türkçe'den çok daha üstün falan.
o değil de, başkaları hani senin profiline bakınca nasıl görüyoduk onu?
zaman
zamanımın yarısı yolda tuvalette uykuda geçiyorsa, kalan yarısı da ya http://www.armorgames.com'da/ ya da diğer flaş oyun sitelerinde geçiyodur. kendimden bu yüzden biraz nefret ediyorum. biraz da yakışıklı değil ama sempatik elektriği alıyorum.
bulunduğum çevreye göre, bizim eve bilgisayar daha geç geldi ve hiçbir zaman öyle ahım şahım bir şey olmadı. haa yok yanlış anlaşılmasın. bi durum yok burda, acındırmak içinde söylemiyorum. ama hele bi anlatayım. hah ne diyodum. geç geldi evet, biraz da külüstür oldu. bu sebeple, arkadaşlar arasında çok geyiği dönülen oyunlara sahip değildim pek. zaten sahip olsam da bilgisayarın kendisi onları kaldıramayacağı için, elden bir şey gelmezdi. ben de internetten oyun oynamaya başladım. tabii bi ara grafi2000 de çok sarmıştı. vahadaa...
gel zaman git zaman, şu an http://www.freerice.com/ dan sonra favori sitem olan armorgames, hakikatten ömrümü yiyor. bugün en az 3 kere girmişimdir. bugün derken, saat şu an 2.29. dün oluyo yani. neyse.
ama hakkını yemeyelim, çok güzel oyunlar var. ve hep yeni oyun geliyo.
durumum çok vahim di mi lan. ama hakkaten süper oyunlar oluyo bazen. irtibata geçerseniz link bile atarım.
bu arada yukarda bahsi geçen freerice.com çok hayırlı bi site. hem ingilizcenizi geliştirin, hem dünyaya katkıda bulunun. oooooh sosyal mesajımı da verdim benden iyisi yok.
bu arada madem sözlükçüyüz belli edelim.
BEYLER İKİ SAATTİR KONUŞUYORUZ Bİ ATATÜRK DEMEDİK?!
selamlar
bulunduğum çevreye göre, bizim eve bilgisayar daha geç geldi ve hiçbir zaman öyle ahım şahım bir şey olmadı. haa yok yanlış anlaşılmasın. bi durum yok burda, acındırmak içinde söylemiyorum. ama hele bi anlatayım. hah ne diyodum. geç geldi evet, biraz da külüstür oldu. bu sebeple, arkadaşlar arasında çok geyiği dönülen oyunlara sahip değildim pek. zaten sahip olsam da bilgisayarın kendisi onları kaldıramayacağı için, elden bir şey gelmezdi. ben de internetten oyun oynamaya başladım. tabii bi ara grafi2000 de çok sarmıştı. vahadaa...
gel zaman git zaman, şu an http://www.freerice.com/ dan sonra favori sitem olan armorgames, hakikatten ömrümü yiyor. bugün en az 3 kere girmişimdir. bugün derken, saat şu an 2.29. dün oluyo yani. neyse.
ama hakkını yemeyelim, çok güzel oyunlar var. ve hep yeni oyun geliyo.
durumum çok vahim di mi lan. ama hakkaten süper oyunlar oluyo bazen. irtibata geçerseniz link bile atarım.
bu arada yukarda bahsi geçen freerice.com çok hayırlı bi site. hem ingilizcenizi geliştirin, hem dünyaya katkıda bulunun. oooooh sosyal mesajımı da verdim benden iyisi yok.
bu arada madem sözlükçüyüz belli edelim.
BEYLER İKİ SAATTİR KONUŞUYORUZ Bİ ATATÜRK DEMEDİK?!
selamlar
uyku
macbeth uykudaki duncan'ı öldürür ve kendi uykusundan olur.
hııııaaaasiktir lan ordan. keşke o kadar kolay olsaydı.
öncelikle belirtmek isterim ki, başlıkta uyku yazsa da esasen olay uyku problemi.
insomniak lafını öğrenip de kuğul olduğunu düşünen ergenleri bir kenara bırakalım...
uykuya dalmak istediğim her zamanda, sorun yaşıyorum desem yalan olur. ama hakikatten "saatlerce dönüp dolaştım yatakta, gözüme bir gram uyku girmedi şekerim" diye bir geyik varmış. son yıllarda bunu öğrendim. bu öyle bir şey ki, allah ancak düşmanıma versin. onu da yapacaksa, önce bana bir danışsın, belki insaflı anıma denk gelir de, bir ademoğlunu çok büyük dertten kurtarırım.
neyse, ne diyoduk. uyku haline erişemiyorum bazı bazı resmen. zifiri karanlık olması gerekmiyor uyuyabilmem için, çko şükür öyle bi takıntım yok, ama bir saat döndükten sonra, ortam kapkaranlıksa neden ışık yok lan diyorum, ışık varsa da gözüme ışık giriyo ananski diyorum. rezalet bi şey. bir yatak yüzölçümünde kilometrelerce yol katediyorum. vallahi. işkence.
bir de bunun zengin hastalığı versiyonu var ki, o da isteğe dair uyumamak. sonra uyku düzenini sikiyo tabii çok afedersin. o da herkes de var artık. göz altında torba olmayan kızlara da güzel denmez zaten. di mi lan.
"aaah fernando bir bilsen dün gece hiç ama hiç uyuyamadım" diyen bakışları yok mu, ölüyorum onlara. içimde adeta joytürk çalıyor, dışarıya "bir sen bir ben bir de bebek" olarak yansıyor.
velhasıl kelam çok uzatmadan söyleyeyim. bence uyku çok önemli bi şey. herkes bazen uyumalı ve kimse kimsenin uykusuna karışamaz. sonuçta uyku bi tercihtir. uyku çok önemli. türkiye'de de bi sürü insan uyuyo
hııııaaaasiktir lan ordan. keşke o kadar kolay olsaydı.
öncelikle belirtmek isterim ki, başlıkta uyku yazsa da esasen olay uyku problemi.
insomniak lafını öğrenip de kuğul olduğunu düşünen ergenleri bir kenara bırakalım...
uykuya dalmak istediğim her zamanda, sorun yaşıyorum desem yalan olur. ama hakikatten "saatlerce dönüp dolaştım yatakta, gözüme bir gram uyku girmedi şekerim" diye bir geyik varmış. son yıllarda bunu öğrendim. bu öyle bir şey ki, allah ancak düşmanıma versin. onu da yapacaksa, önce bana bir danışsın, belki insaflı anıma denk gelir de, bir ademoğlunu çok büyük dertten kurtarırım.
neyse, ne diyoduk. uyku haline erişemiyorum bazı bazı resmen. zifiri karanlık olması gerekmiyor uyuyabilmem için, çko şükür öyle bi takıntım yok, ama bir saat döndükten sonra, ortam kapkaranlıksa neden ışık yok lan diyorum, ışık varsa da gözüme ışık giriyo ananski diyorum. rezalet bi şey. bir yatak yüzölçümünde kilometrelerce yol katediyorum. vallahi. işkence.
bir de bunun zengin hastalığı versiyonu var ki, o da isteğe dair uyumamak. sonra uyku düzenini sikiyo tabii çok afedersin. o da herkes de var artık. göz altında torba olmayan kızlara da güzel denmez zaten. di mi lan.
"aaah fernando bir bilsen dün gece hiç ama hiç uyuyamadım" diyen bakışları yok mu, ölüyorum onlara. içimde adeta joytürk çalıyor, dışarıya "bir sen bir ben bir de bebek" olarak yansıyor.
velhasıl kelam çok uzatmadan söyleyeyim. bence uyku çok önemli bi şey. herkes bazen uyumalı ve kimse kimsenin uykusuna karışamaz. sonuçta uyku bi tercihtir. uyku çok önemli. türkiye'de de bi sürü insan uyuyo
ADD! şaka yapmıyorum
öncelikle sizi çağımızın en güvenilir bilgi kaynağı wikipedia'ya davet ediyorum. orda ADD yazın bi okuyun. ADHD değil ama farklı o. onda hiperaktivite de var.
benim kadar üşengeç olduğunuzu ve oraya bakmadan burayı okuyacağınızı tahmin ettiğimden dolayı, kendimcene bi açıklamasını da burda ben yapayım. ADD'nin açılımı Attention Deficit Disorder. attention dikkat demek, disorder rahatsızlık demek, deficit de bu ikisini birbirine bağlıyo.
şimdi bu dikkat bozukluğu, kendimin ve sahip olduğum bazı arkadaşlarımın fikrine göre bende mevcut. böyle diyip her türlü sorumluluktan sıyrılmak kolay gözükse de, valla öyle değil lan!
add, cümlenizi bitirmeden başlayan yeni cümlelerdir. ıkınırken içeri kaçan kakanın ardından gelen çiştir. ve yahut da, yere sarkıtılan ama son anda bağı kopmadan ağza geri çekilen salyadır. bitirilmeyen işlerin ve de başlanması gereken ve unutulan görevlerin sebebidir.
ödeve saat 1 de başlamak, amaaan sikerler diyip 2 de yatmaktır(evet liseliyim).
en acıklı şey de, varlığına bir kere inanıp da ikna oldunuz mu, sizi tezahürü olmadan da etkileyebilir add. "ne diyon lan sen yarrraam" demeden önce açıklayayım. öyle bir merettir ki bu add, işlerinizi tamamlanması imkansız kılar. ama bir noktadan sonra durumun zaten böyle olacağını bildiğiniz için, o işe başlamazsınız bile.
sebepleri:
günümüz türkiyesi ve batılılaşma süreci
çağımızın kanseri basur
ırkçılık
ve içsel sorunlar
çözümü:
10mL gres yağı saç diplerine sürülecek
şişenin dibinde kalan kısım ekmekle sıyrılacak
üç parça halinde mideye indirilecek
mide ve barsak gibi kelimeler, tdk'nin aksi halini söylememesi durumunda yumuşak g(yazıyla:Ğ)'siz yazılacak
benim kadar üşengeç olduğunuzu ve oraya bakmadan burayı okuyacağınızı tahmin ettiğimden dolayı, kendimcene bi açıklamasını da burda ben yapayım. ADD'nin açılımı Attention Deficit Disorder. attention dikkat demek, disorder rahatsızlık demek, deficit de bu ikisini birbirine bağlıyo.
şimdi bu dikkat bozukluğu, kendimin ve sahip olduğum bazı arkadaşlarımın fikrine göre bende mevcut. böyle diyip her türlü sorumluluktan sıyrılmak kolay gözükse de, valla öyle değil lan!
add, cümlenizi bitirmeden başlayan yeni cümlelerdir. ıkınırken içeri kaçan kakanın ardından gelen çiştir. ve yahut da, yere sarkıtılan ama son anda bağı kopmadan ağza geri çekilen salyadır. bitirilmeyen işlerin ve de başlanması gereken ve unutulan görevlerin sebebidir.
ödeve saat 1 de başlamak, amaaan sikerler diyip 2 de yatmaktır(evet liseliyim).
en acıklı şey de, varlığına bir kere inanıp da ikna oldunuz mu, sizi tezahürü olmadan da etkileyebilir add. "ne diyon lan sen yarrraam" demeden önce açıklayayım. öyle bir merettir ki bu add, işlerinizi tamamlanması imkansız kılar. ama bir noktadan sonra durumun zaten böyle olacağını bildiğiniz için, o işe başlamazsınız bile.
sebepleri:
günümüz türkiyesi ve batılılaşma süreci
çağımızın kanseri basur
ırkçılık
ve içsel sorunlar
çözümü:
10mL gres yağı saç diplerine sürülecek
şişenin dibinde kalan kısım ekmekle sıyrılacak
üç parça halinde mideye indirilecek
mide ve barsak gibi kelimeler, tdk'nin aksi halini söylememesi durumunda yumuşak g(yazıyla:Ğ)'siz yazılacak
ayrıca
işin en sakat kısmı, ben de herkesin kendisini komik gördüğü seviyenin biraz üstünde komik olduğumu düşünüyorum. bu da tabii bi sorumluluk katıyo olaya. ilk işim beğenilmeyen şeyleri silmek ve hiç yazılmamışlar gibi davranmak olacak.
ortalama insan komikliğini ele alalım. ortalama insan gündelik hayatında bi sürü espri yapar ve yarısıyla başarılı olur. bu komikliğin üstüne çıkabilmek için başarılı espriler mi arttırılmalıdır, yoksa başarısız olanlar hemen yok mu edilmelidir? bu ve benzeri soruların cevabını birkaç paragraf sonra hep beraber keşfetmeye var mısınız?
var mısın bu gece kaçmaya diye bi şarkısı vardı seda sayan'ın. hatta klibinde de marlin monroğ ayağına etekleri uçuşuyodu. aynı tekniği konserlerinde şebnem ferah saçlarına uyguluyor yemin ediyorum. hatta hatırlarım bilmem kaç sene önce beyaz şov'a çıktığında orda bile bi vantilatör vardı aşağıdan saçlarını püfür püfür uçuran. diş etlerinde engelli park alanı kadar boyut olmasa, güzel kadın olurmuş vesselam.
mizah, üstünde konuşuldukça bayağılaşıyor, bildin mi güzelim. yani ne sen sor ne de ben söyleyeyim(bu arada rahatsız edici bi kafiye oluştu ama yemin ediyorum bilerek yapmadım).
-apayrı-
geçen gün metroya biniyorum, paso boş jeton alcam bozuk para kalmamış, bi yirmi milyon papelim kalmış. eller mahküm, attım kağıt parayı, makine başta olmazlandıysa da sonra o da dayanamadı, yuttu güzelim 20 kağıdı. allahtan fatal error verip de yüzlerce jeton almadım da onun yerine tek jeton ve istenmeyen tüyleri andırırcasına bir sürü antipatik bozuk para peydah oldu. paraları toplarken-tabii çok yavaşım yüzlerce şey var orda- arkadan nereli olduğunu kestiremediğim bi turistin "oo camoooon" naraları yükseldi. başımı çevirim bayana baktığımda kadın biraz saçmalamış olduğunu farkedecek ki, mahcup olup sorry dedi. ben de giderken bi şey demiş olmak için what the fuck dedim. tonlamamın sonunda bir adet ünlem işareti ve bir adet de soru işareti bulunuyordu. ---(!?)---
gelelim çok mühim sorumuzun cevabına. bi an unuttum sandınız di mi lan. yok unutmadım. espriler gani gani olunca bi dikkat ve antipati çekme durumu söz konusudur. yani amaç güldürüyse, az laf çok iş de gerekliliktir. yüz saat konuşup, iki tebessümle yetinen adam da komik değildir. ha ben bunları dedim ne oldu? bişi olmadı tabii. haklı da olmayabilirim. ama bu kadar kesin yargılarla konuşunca, insanın da karşı çıkası gelmiyor di mi. bana da öyle oluyo.
bu da bu kadar olsun
ortalama insan komikliğini ele alalım. ortalama insan gündelik hayatında bi sürü espri yapar ve yarısıyla başarılı olur. bu komikliğin üstüne çıkabilmek için başarılı espriler mi arttırılmalıdır, yoksa başarısız olanlar hemen yok mu edilmelidir? bu ve benzeri soruların cevabını birkaç paragraf sonra hep beraber keşfetmeye var mısınız?
var mısın bu gece kaçmaya diye bi şarkısı vardı seda sayan'ın. hatta klibinde de marlin monroğ ayağına etekleri uçuşuyodu. aynı tekniği konserlerinde şebnem ferah saçlarına uyguluyor yemin ediyorum. hatta hatırlarım bilmem kaç sene önce beyaz şov'a çıktığında orda bile bi vantilatör vardı aşağıdan saçlarını püfür püfür uçuran. diş etlerinde engelli park alanı kadar boyut olmasa, güzel kadın olurmuş vesselam.
mizah, üstünde konuşuldukça bayağılaşıyor, bildin mi güzelim. yani ne sen sor ne de ben söyleyeyim(bu arada rahatsız edici bi kafiye oluştu ama yemin ediyorum bilerek yapmadım).
-apayrı-
geçen gün metroya biniyorum, paso boş jeton alcam bozuk para kalmamış, bi yirmi milyon papelim kalmış. eller mahküm, attım kağıt parayı, makine başta olmazlandıysa da sonra o da dayanamadı, yuttu güzelim 20 kağıdı. allahtan fatal error verip de yüzlerce jeton almadım da onun yerine tek jeton ve istenmeyen tüyleri andırırcasına bir sürü antipatik bozuk para peydah oldu. paraları toplarken-tabii çok yavaşım yüzlerce şey var orda- arkadan nereli olduğunu kestiremediğim bi turistin "oo camoooon" naraları yükseldi. başımı çevirim bayana baktığımda kadın biraz saçmalamış olduğunu farkedecek ki, mahcup olup sorry dedi. ben de giderken bi şey demiş olmak için what the fuck dedim. tonlamamın sonunda bir adet ünlem işareti ve bir adet de soru işareti bulunuyordu. ---(!?)---
gelelim çok mühim sorumuzun cevabına. bi an unuttum sandınız di mi lan. yok unutmadım. espriler gani gani olunca bi dikkat ve antipati çekme durumu söz konusudur. yani amaç güldürüyse, az laf çok iş de gerekliliktir. yüz saat konuşup, iki tebessümle yetinen adam da komik değildir. ha ben bunları dedim ne oldu? bişi olmadı tabii. haklı da olmayabilirim. ama bu kadar kesin yargılarla konuşunca, insanın da karşı çıkası gelmiyor di mi. bana da öyle oluyo.
bu da bu kadar olsun
evet
öncelikle blogculuk da yeni ve acemi olduğumun dikkate alınmasını istiyorum.
böylelikle herhangi bir eleştiri durumunda kendimi daha rahat koruyabilcem.
ben de çok sıkılıyorum.
valla.
takdir edilmeye çok muhtacım ve muhabbetsiz anları çekilmez buluyorum. biraz çekingen, biraz sıkılgan, biraz utangaç, yükselenim akrep burcum başşaak. işine gelirse
şimdiden söyleyeyim, bu blogda noktalı virgül(;) kullanılmayacak!
denemedenemedenemedeneme
hepinizle en içten dileklerimle şarkı paylaşmak istiyorum. sanal ortamlarda çok yapıyorum bunu. hep uyuz oluyolar bana. ama allah rızası için beni okuyan biri varsa, gitsin biraz blind melon dinlesin. çok zorlanıcaksa da safi glitch'i dinlesin. ya da dinlemesin. kendi paşa gönlü bilir. sefa pezevenginiz miyim ulan, de mi ya. ama yemin ediyorum long gone day'i dinleyin pişman olmayacaksınız.
ilk yazım bu kadar olsun
böylelikle herhangi bir eleştiri durumunda kendimi daha rahat koruyabilcem.
ben de çok sıkılıyorum.
valla.
takdir edilmeye çok muhtacım ve muhabbetsiz anları çekilmez buluyorum. biraz çekingen, biraz sıkılgan, biraz utangaç, yükselenim akrep burcum başşaak. işine gelirse
şimdiden söyleyeyim, bu blogda noktalı virgül(;) kullanılmayacak!
denemedenemedenemedeneme
hepinizle en içten dileklerimle şarkı paylaşmak istiyorum. sanal ortamlarda çok yapıyorum bunu. hep uyuz oluyolar bana. ama allah rızası için beni okuyan biri varsa, gitsin biraz blind melon dinlesin. çok zorlanıcaksa da safi glitch'i dinlesin. ya da dinlemesin. kendi paşa gönlü bilir. sefa pezevenginiz miyim ulan, de mi ya. ama yemin ediyorum long gone day'i dinleyin pişman olmayacaksınız.
ilk yazım bu kadar olsun
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)